http://www.fatih-alparslan34.tr.gg

SELİM GÜNDÜZALP VE ZAFER DERGİSİ









SELİM GÜNDÜZALP  AGABEYİMİZ  VE ZAFER DERGİSİ 

Selim Gündüzalp Agabeyimiz
Biz anlatırken kalp kırmamayı 
Gönül adamı olmayı 
Geleceğe ümitle bakmayı
Mütevaziliği ve nezaketi senden öğrendik
Selim Gündüzalp Ağabeyimiz
Gençlik seni asla unutmayacaktır
Allah günahlarını affetsin mekanın cennet olsun
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimiz komşun olsun İnşallah
Ruhuna El-Fatiha  


http://www.haber7.com/yasam/haber/2422460-selim-gunduzalp-kimdir-aslen-nereli-ve-kac-yasindadir

 

Gerçek adı Hüseyin Adnan Şengörür olan Selim Gündüzalp, 1954 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi. 

1979 yılında Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu.

1968 yılında ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı.

Bunun ardından Selim Gündüzalp, Zafer Dergisi'nin kurucuları arasında yer alarak çalışma hayatına girdi.

Çalışmaya başladıktan bir süre sonra Genel Yayın Yönetmenliği görevini icra etti.

Selim Gündüzalp'in ilk kitabı olan “Ölüm ve Ötesi'' 1985 yılında Cihan Yayınları’nda yayınlandı.

1986 yılında Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı.

Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı.

1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.

2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu.

Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkı sağladı.

Aynı zamanda bu yayın evinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yer aldı. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının,“Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza attı.

Bunların dışında birçok esere imza atan Selim Gündüzalp, 13 Eylül 2017 tarihinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle 63 yaşında hayata gözlerini yumdu


SELİM GÜNDÜZALPİN VEFATINDAKİ TEVAFUK 


15 EYLÜL 2017

YUSUF YALÇIN

http://www.nurnet.org/selim-gunduzalpin-vefatindaki-tevafuk/


O bizim Hüseyin abimiz, milyonların ise Selim Gündüzalp’iydi
Evlenmemiş, çocuğu olmamış ama binlerce manevi evlat sahibi olmuştu. Sokakta yürürken ona selam verip uzaktan koşup gelip sarılan çocukların, tek tek isimleri ile hatırlarını sorduğunu gördüm. Annelerine uzaktan “kızım sen nasılsın” diye, baba şefkatiyle soruşuna şahit oldum… Tabutuna sarılıp ağlayan gençleri müşahede ettim, “Selim Dede” diye seslenenleri biliyorum…

Mala mülke yatırım yapmamış, insana yatırım yapmış; ömür boyu koşturmuş, yazmış anlatmıştı. Dertliydi, Üstadım dediği Bediüzzaman Said Nursi gibi önünde bir imansızlık yangını görmüş, o yangını söndürmek için konferans, seminer, radyo programı, tv programı, kitap, makale, dergi, broşür her imkanla seferber olmuş, Anadolu’yu karış karış dolaşmış bir sevdalıydı…

Kolay değil, tam kırk iki sene bir dergiyi ülkenin en zor dönemlerinde hatta ihtilallerde bile çıkarmıştı. Askerdeyken bile dergisinin içeriğini hazırlayıp, ziyaretine giden merhum Mehmet Kırkıncı hoca ile dergiyi çıkaran kardeşlere göndermeyi ihmal etmemişti. Vefat ettiği gün bile, derginin istikbali ile ilgili bir proje için bizleri müteaddit defalar arayıp, iki gün sonrasına program organize etmiş, kendisinden sonra derginin nasıl devam edeceğine dair vasiyetini yapmıştı. Yani emaneti teslim edip, bu fani dünyadaki ömür sayfasını dava aşkı ve görev şuuru ile tamamlayan bir dava adamıydı…

Vefatını hissetmiş gibi son zamanlarında çok sık bir şekilde her yazısında “son nefeste imanla göçme duasıyla” yazılarını noktalamış, Zafer’deki son yazısında ise vefatını haber vermiş ve nasıl vefat edeceğini kerametvari bir şekilde yazmış ve inşaAllah imanla göçeceğinin muştusunu vermişti.

Vefatından günler önce kaleme aldığı ve vefat ettiği gün evlerimize ulaşan dergideki “Deniz ve Biz” ismini verdiği makalesinde “Ecel geldi mi, bir yudum suda da bulur seni, denizin içinde de…” demişti. Ölüm onu bir denizin içinde karşıladı.

Günlük çalışmalarını tamamlayınca evladı gibi olan dergideki Suat ağabey ve çocukluklarından beridir Hüseyin abinin yanında büyümüş, ona “dede” diyen gençlerle denize yorgunluğunu atmaya gidiyor, yüzüyor, eğleniyor, yemek yiyor gençlerle top oynuyor. Son olarak üstündeki kumları temizleyip yola koyulmak için tekrar denizin kenarına gidince, bu defa ömrü boyunca anlattığı ölüm, “güzel yüzünü” ona gösteriyor ve denizin içinde kalp krizi ile bu fani dünyaya veda ediyor…

Yazısının sonunda ise şu niyazı yapıyordu

Her şey senin, her yer senin.
Ben de senin aciz bir kulunum.
Batmaktan, içimin denizlerinde boğulmaktan beni muhafaza eyle.
Denizin üstünden uçup giden kuşlar gibi emniyet içinde dünyadan göçmeyi nasip eyle. Nasipten öte yol yok. 
Her şey kader ile takdir edilmiştir bilirim.
Son nefesi almadan, son yudumu içmeden, son lokmayı yemeden gitmem bilirim.
Sana bir çocuğun safiyeti, bir mübarek ihtiyarın acziyeti ile iman ederim.
Arzularım çok, hayatım kısa.
Teknem küçük, denizin büyük.
Sen yarattığın her şeyden büyüksün.
Dualarımı kabul eyle.
Denizlerinde batmadan, dünya sularında boğulmadan, ebediyet sahillerine güven içinde ulaşmayı nasip eyle.

”Bu makbul duaya amin diyor, nasıl bir ilim aşığını ve dava adamını ahirete uğurladığımızı tarif etmek için son bir anekdot daha aktarmak istiyorum:

Vefatından bir gün sonra evini ve kaldığı odasını ziyaret etmek nasip oldu. Evin içine girince bir ilim aşığı, bir âlim nasıl olurmuş ibretle müşahade ettim. Evin yerleri hatta merdivenleri kitaplarla kaplı, duvarlar bile yazılarla doluydu. Yani okumuş, yazmış, anlatmış anlatmış… Bir ömür böyle dolu dolu geçmiş. Rabbim bizlere de böyle dolu dolu iman davasıyla geçecek bir ömür nasip eylesin. Allah bu kahraman ağabeyimizin mekanını cennet makamını âli eylesin. Kur’an’ı kabrinde dost ve yoldaş, ömrü boyunca davasına sarıldığı Resulullah (sav) ashabı ve Üstadı ile komşu eylesin. Ardından onun davasına sahip çıkacak on binler Hüseyinler, Selimler ve saireler göndersin.Amin

Ruhu için El-Fatiha 

Yusuf Yalçın -  
http://www.nurnet.org/selim-gunduzalpin-vefatindaki-tevafuk/


SELİM GÜNDÜZALP İLE GAZETECİ YUSUF SIDDIK RÖPORTAJ 

http://www.risalehaber.com/selim-gunduzalp-anlatti-zafer-dergisi-40-yasinda-254138h.htm

Röportaj: Yusuf Sıddık-RisaleHaber

Zafer Dergisi, kırk yıla yaklaşan yayın hayatıyla neredeyse bir neslin yetişmesine eşlik etmiş  bir dergi… Derginin kurucularından ve genel yayın yönetmeni Selim Gündüzalp ile Zafer Dergisi’ni konuştuk.

Hocam biraz kendinizden bahseder misiniz?

Estağfirullah..

Önce selam sonra kelam ile. Tüm dostlarımıza kalbi selam ve dualar. Rabbimize sonsuz hamdediyoruz, Peygamber Efendimize de (sav) sayısız salât ve selâm olsun.

Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğuyum. Adapazarı doğumluyum. İlkokulu, orta ve liseyi Adapazarı’nda, zorlu yıllarda ise, üniversiteyi İstanbul’da okuduk. Edebiyat öğretmeniyiz ama vazife almadık.

Bu ulvî görevi inşaallah Zafer Dergimizle yapmışızdır diye teselli buluyoruz.

İlk günkü aşkla, şu anda da Zafer Dergimizde çalışmaya devam ediyoruz.

Herkes gibi biz de, yaşadığımız hayattan geriye kalmasını istediğimiz hoş bir sâdânın notalarını yazmakla meşgulüz, inşaallah güzel biter.

70'Lİ YILLAR ÇOK ÖNEMLİ VE ZORLU YILLARDI

Zafer Dergisi nasıl ve ne için kuruldu, hikayesini anlatır mısınız?

Bu fasıl uzun çeker, kısaca anlatalım. Önce sorunuzun "nasıl" kısmından başlayalım. 70'li yıllar, Dünya için olduğu kadar, Türkiye içinde çok önemli ve zorlu yıllardı. Her şey kayıp gidiyordu elimizin altından. En önemlisi de inancımız. Bu hengâmede Nur'ları tanıdık. Okuduğumuz kitaplar ile hayatımız değişti.

Gençlik buhran geçiriyordu, idealsiz hayatlar her gün kar gibi eriyordu. Bozuk düşünceli tipler de boş durmuyordu. Boş bir dava için ve bir hiç uğruna çalışanları gördükçe, biz de eli kolu bağlı oturamazdık. Neden mi? Çünkü elimizde daha önce tecrübe edilmiş tüm insanlığın yarasına şifâ ve deva olacak ilahî bir reçete vardı çok şükür. Şefkatli ve hikmetli bir dil ile gençlere yaklaşıp anlatmaya başladık. İlçe ilçe, köy köy dolaşıp sohbetler ediyor, seminerler veriyorduk.

Fanilik ruhumuza o kadar işlemişti ki, her an ölecekmişiz duygusu hâkimdi. Günler çok uzun geliyordu gözümüze. Bir güne bir ömür sığacak kadar bereketli geçiyordu.

Ancak bu çalışmayla yine de nereye kadar gidebilirdik. Kaç kişiye ulaşabilirdik? Yıkmak yapmak gibi değil. Bizim yolumuz, metodumuz tamir olduğu için görünüşte ağır gidiyorduk. Yangın ise çok yaygındı, su ise çok azdı. Bu böyle olmazdı, olamazdı. Daha kestirme yollar gerekliydi bize. Yangınlar seyredilmez dedik. Hiç olmazsa evimizin önünden, kendi bölgemizden, kendi şehrimizden işe başlayalım dedik. Bir şeyler yapmamız gerek diye düşündük bir avuç genç arkadaşımızla. Yolu açan büyüklerimiz de oldu. Onların değerli fikirlerinden de istifade ettik sağ olsunlar. Bir dergi çıkarmak niyetiyle yola çıkmadık ancak gençliğe ulaşma ideali ve gayreti bir dua hükmüne geçti. Zafer Dergimizi meyve verdi. Kısacası bu...

ZAFER DERGİSİNİN ÇIKIŞ MACERASI

Sorunuzun "niçin" kısmına gelince: 1976 yılının son aylarından birinin pazar gününde bir sabah... Cevat Bey işhanının 2. Katındaki ıssız bir dükkanda dört/beş kişi bir araya geldik.

Kararı orada aldık. Bismillah deyip kolları sıvadık. Hiçbirimizin basın yayın konusunda en ufak bir tecrübesi, bilgisi ve birikimi de yoktu. Maddi imkan ise, zaten kuruş yok. Ama öyle samimi bir niyet ve azim vardı ki sormayın gitsin. Hazineler onun yanında bir hiçtir. Sanki dünyayı fethedecekmişiz gibi bir hâl vardı içimizde. Şevk, heyecan ve ümitle beraber acizlik ruhumuzun gıdası oldu. İnayeti ilâhiyyeyi görmemek mümkün değil. O günün üzerinden 468 ay geçmiş. Yani tam 40 yıl. Demek niyet güzel olunca, akibette güzel oluyormuş.

Zafer'imizin çıkış macerası kısaca bu. İlim ve dini elele bir potada yoğurup Çağ'ın anlayışına Kur'ân'ı ve islamı yeniden sunmaktı. Nurun metodu bize her daim ışık oldu. Zafer'imiz kendinden sonra çıkmaya başlayan dergilere de pişdarlık ve öncülük etti.

zafer1.jpgNEDEN “ZAFER” İSMİ VERİLDİ

Zafer bir tarafın diğer tarafa üstün gelmesini ifade ediyor malûm, biz de merak ediyoruz, neden isim olarak Zafer’i tercih ettiniz?

Hangi ismi seçsek bu soru yine sorulacaktı sanırım.

Ama zafer gerçekten özel bir isim olduğunu ve olacağını biz dahi başta bilemezdik. Sonra sonra sırrı ayan oldu.

Mânâ şairin içinde derler ya. Ne desek bir şeyler hep yarım, dili yok kalbimizin.

Zafer'imizin bizim için ifade ettiği gerçek mânâsına gelince. Zafer, elbette İslamın zaferidir ama meselenin diğer bir yönü ise şudur: Zafer, Rububiyeti ilâhiyenin zaferidir. Rabbimizin Birliğinin hücreden atoma, yıldızdan insana ilânıdır. Her bir şeyde görünen ilâhî birlik mühürlerini nazara vermektir. Nurlardan bir cümleyle özetlersek: "Her şeyde bir birlik var. Birlik ise, Bir'i gösterir.." İşte bu..

Bu konuda öyle bir havayla karşılaştık ki, biz de şaşırdık. Meğer ortam hazırmış. Vakti geldiğinde, doğru fikrin önünde hiç bir şey duramazmış. Ulaşılacak çok insan varmış, fethedilecek milyon gönül varmış yaşayıp gördük. İç daire, dış daire ile bütünleşti.

İnsanlar aradıkları soruların cevaplarını bu özlü cümleyle özetlediğimiz Zafer'imizin sayfalarındaki yazılarda buldular. Çok dua aldık. Çekilen ne zahmet varsa, hepsi rahmete döndü. Kur'an bir kere daha gönülleri mest etti. Hiç girilmeyen ve gidilmeyen yerlere gidildi çok şükür. Rabbim başlangıçtaki bu sâfi niyetten bizleri ayırmasın inşaallah.

ZORLUKLAR VE ZAHMETLER HEP GIDAMIZ OLDU

Kırk yıla yaklaşan yayın hayatı boyunca zorluklar yaşadınız mı?

Zorluklar ve zahmetler hep gıdamız oldu. Her zorluktan sonra da bir değil iki kolaylık verildi. Allah'ın özel inayeti altında çıkan bir dergi olduğunu düşünüyoruz Zafer'in. Çünkü her zorlu dönemeçte ve her defasında yoluna devam etmesinin işaretini gösterdi Rabbimiz. Çiğnenmeden lokma yutulmuyor, o kadarcık zahmet de olacak elbet. Bu konuda emeği geçen tüm kardeşlerimize, dostlarımıza, yazarlarımıza, desteğini ve duasını esirgemeyen herkese özellikle de, bizi hiç yalnız bırakmayan sadık ve vefakâr abonelerimize gönül dolusu dua ve teşekkür ediyoruz efendim.

zafer_ekim.jpgDergiyi çıkaramadığınız zamanlar oldu mu?

Çok şükür olmadı. 40 yıl boyunca hiç bir ay olmadı bu. Bundan sonra da olmaz inşaallah. Ne ihtilal günleri, ne deprem yılları, ne şu, ne bu, Zafer'imiz için bir mâni, bir engel oluşturmadı. Biraz sendelediğimiz oldu ama yıkılmadık. Yiğit düştüğü yerden kalkar derler. Biz de silkelendik şöyle bir kendimize geldik. O günün zorlukları da yeni imkanların, yeni kapıların aralanmasına sebep oldu çok şükür. Gerçeğe Doğru serisi de bu günlerin yadigârıdır meselâ.

Yani şerler bile hayırlara vesile oluyorsa varın siz, hayırların bizzat kendisini hayal edin.

Zafer'in de kendine mahsus bir imtihanı var değil mi?

Dünya böyle.. Evet... İmtihansız yer ve insan yok.. Bu zaten adımızdan da belli değil mi?

Öyle bir isim almışız ki, onun tam karşısında nice badireler ve hendekler var.

Bazen beş, bazen on yılda bir bu imtihanların şiddetlisi oluyor. Bir gerçek var ama; Zafer'e, çiçekli yoldan gidilmiyor. Bu yolun engelleri ve zahmeti var ama o nisbette rahmet yönleri de var. Deveye hörgücü yük değil. Yiğide kılıcı yük değil. Allah (cc) hiçbir zaman yalnız ve çaresiz bırakmadı. Ne kadar hamd etsek Rabbimize azdır.

Her sayımıza, son sayımız diye baktık hep. Bir yılı bile önümüzde garanti görmedik. Bu da tazarru ve duaya sevkediyor insanı. Çileyi göze alanı, Allah da yardımsız bırakmıyor. Belki böyle olması da ilâhî bir hikmetin gereğidir, bilemeyiz.

Şimdiye kadar ortalama kaç yazar dergide yazı yazdı?

Tam saymadık ama tahminen 400 ya da 500 kişinin arasındadır. Bunun doğru bir rakam olması için, bir ara sayalım inşaallah, doğrusu bizi de meraklandırdınız.

Yayın hayatına başladığınız ilk günden bu yana dergide düzenli olarak yazanlar kimler?

Hemen akla gelen isimler; Mehmet Kırkıncı, Cüneyt Suavi, İbrahim Erdinç Şumnu, Alpaslan Özyazıcı, Nevzat Emiroğlu, Mustafa Nutku, Zafer Örsdemir, Âdem Tatlı, Alaaddin Başar, Vehbi Vakkasoğlu, Safâ Mürsel, Sefa Saygılı, İbrahim Tekeoğlu, Sinan Bengisu, Osman Çerezci, Gürbüz Azak, Muammer Erkul, Âdem Köseoğlu, Mehmet Dikmen, Ahmet Şahin, Mustafa Yazgan, Alpaslan Özyazıcı, Nevzat Tarhan, İsmet Hasenekoğlu, Şadi Eren, Selim Gündüzalp ... Ama şuan aklıma gelmeyen daha çok kıymetli kalemler vardır, ama hafızayı tekrar yoklamak ve arşive bakmak gerekecek.

ZAFER HER AY YENİDEN DOĞAR

Zafer’in bir sayısı nasıl hazırlanır?

Zafer için aylar yetmiyor. Çünkü kendimiz için hazırlıyoruz âdeta zevkle ve şevkle. Seçilen konulara göre yazılar ve araştırmalar talep ediliyor, ona göre de bir yol haritası belirleniyor. Anlatırken zorlandığımız bir bahiste burası. Bir fıkra vardır. Hani kırkayağa nasıl yürüyorsun diye sormuşlar ya. Dönmüş ayaklarına bakmış, o da şaşırmış. O günden sonra da bir daha doğru dürüst yürüyememiş, derler ya bizimkisi de aynen o misâl. Bazen yaşadıklarınızı anlatmak, onları yaşamış olmaktan daha zor oluyor. Bu kadarı da yeter. Damla denize işaret eder.

Her ay nasıl bir süreç yaşanır?

Her ay Zafer Dergi'mizin mutfağında diğer aylardan farklı bir heyecan yaşanır. Ayları ve mevsimleri yayın işinin içinde olanlar bilirler. Apayrı bir algı, bir duygu dünyası vardır. Yazarlarımızla telefon görüşmeleri yapılır, mailler atılır, bazen konular da belirlenir. Bu süreç uzun bir süreç, yorucudur belki ama manevi zevki bir başkadır. Gelen yazılar görüş ve ufkumuzu geliştirdiği ölçüde biz de coşarız, heyecanlanırız. Empati sırrıyla okuyucularımızın eline geçtiğinde neler hissedeceğini de az çok tahmin ettiğimizden ayrı bir sevinci de onlar adına biz yaşarız.

Bu fasıl da gerçekten çok zorlu, çok zevki ve belki de mahrem kalması gereken bir sırdır. Bu kadarı da kâfidir sanırım. Zafer her ay yeniden doğar, yeniden okuyucusuna taze bir merhaba der.. Yeni bir nefes ve taze bir ses olur. Anlatılmaz yaşanır derler ya, gerçekten burası öyle bir sırra mazhardır. Rabbimizin özel bir inayeti vardır. Bunu her sayıda hücrelerimize kadar hissederiz.

Sizin adınızla benzer birkaç dergi ve yayın organı daha var, merak ediyoruz, Zafer derginizin başka yayın organı var mı?

Zafer Dergimiz'in Zafer'in dışında herhangi bir yayın organı yoktur. 40 yıl önce zafer nasıl başladıysa, kendi çizgisinde yoluna aynen devam ediyor. Zafer adı kullanılarak okuyucularımızın kafalarını karıştıranlara ve maddî çıkar peşinde koşanlara kesinlikle yüz vermemek gerekiyor. Tekrar hatırlatalım: Zafer dışında bir Çocuk dergimiz yoktur. Küçük Kâşif adlı çocuk dergisiyle de Zafer Dergimizin hiç bir ilişkisi bulunmamaktadır.

Zafer Dergimizin sayfalarında bu ve benzeri yayınlarla alâkalı tek bir haber ve bilgi verilmemiş olması da zaten bu konudaki hassasiyetimizi göstermektedir.

Ancak bazı abone ve okuyucularımızı Zafer adı kullanarak şark kurnazlığı yapılarak maalesef yanılttılar. Okuyucularımızın dikkatini buradan bir daha çekelim inşaallah.

En evvel şunu bilmek gerekiyor zafer dergisi ticari bir kuruluş değildir. Bir hizmet, bir dava dergisidir. Diğerleri şahıs adına çıkan ticarî şeylerdir. Bu ruh, bu fark da zaten herşeyi anlatmaya yeter de artar. Her nevi ikazı yapmamıza rağmen türlü entrika ve yalanlarla zaferin adını kullandılar maalesef. Hakkımızı ve davamızı sonuna kadar takip edeceğiz inşaallah. 40 yıllık mazimize gölge düşürmeyeceğiz. Dünya imtihan dünyası.

Bunun içinde hukukî bir süreç başlatmış bulunuyoruz. Bize ve okuyucuya verdikleri maddî ve manevî zarar çok fazla.. Bu yıl bu zararı telafi için çok çalışmamız ve Zafer'imize sahip çıkmamız gerekecek.

Onun için Zafer Abonelerinin aşağıda vereceğimiz telefon ve adreslerin dışındaki aramalara ve şahıslara asla iltifat etmemelerini rica ediyoruz.

Son olarak ben de Zafer’in yirmi yıllık bir okuyucusu olarak, bazen dergimin bana ulaşmadığı veya geç ulaştığı dönemler oluyor. Bu durumlarda ne yapmak gerekiyor, bilgi verir misiniz?

Evet bu konu maalesef kronik bir hale geldi. Kardeşlerimiz alternatif modeller üzerinde çalışıyorlar. Hatta başarılı da olduğumuz bir uygulama var. Onu da abonelerimize yeni bir teklif ve tercih olarak sunuyoruz. Aşacağız inşaallah bu problemi kararlıyız. Mevlam bir yol gösterir ve yine yardım edecektir.

Ayrıca bu röportajı okuyan okuyucularımızdan henüz abone olmayanlar varsa nasıl abone olabilirler paylaşır mısınız

Efendim, zafer dergimiz için yeni ve geçerli olan iletişim bilgilerimiz şöyle
Aylık çıkan zafer dergimizin bir yıllık 12 sayısının abone ücreti sadece 60 tl. dir.

Geçerli olan yeni telefon ve iletişim bilgilerimiz aşağıdaki gibidir
0090 264 279 80 81 - 0 549 674 75 01 ve 0549 674 75 02 ve 03/04

Abone kaydı için: zaferabone@gmail.com

Adresimiz: ZAFER KÜLTÜR MERKEZİ

Papuççular Mah. Çıracılar Cad. Nu: 7 Kat: 2

Adapazarı, Sakarya, TÜRKİYE

Kaynak: Selim Gündüzalp anlattı: Zafer Dergisi 40 yaşında






Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol